Zehranaz Çapan

Zehranaz Çapan

İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencisi

ZEHRANAZ ÇAPAN 

Eylül ayı itibariyle çocuğumla 2 yıllık yolculuğumuzu tamamladık. Çok zorlandığım, çok mutlu olduğum, gurur duyduğum, faydalı olup olamadığımı sorguladığım pek çok an yaşadım. Şimdi geriye dönüp baktığımda kat ettiğimiz yol içime umut serpiyor. Hem kendi çocuğumla hem arkadaşlarımın çocuklarıyla yaşadığı deneyimler bizlere çok şey kattı. Yeri geldi yaşadığımız güzel anları, diyalogları paylaştık; yeri geldi ne yapacağımızı bilemediğimiz noktalara birlikte çözümler ürettik. Her çocuk başka bir dünya, başka bir hikaye. Hepsinin yaşadığı zorluklar bambaşka ve bunları tamamıyla anlamamız, çözmemiz mümkün değildi. Ama biz bir yerden başlayıp onlara elimizi uzattık ve dokunduğumuz her hayata bir şeyler katabildiğimizi düşünüyorum. Farklı hikayelerine rağmen aslında her çocuğun hatta hepimizin ortak ihtiyacı: sevgi ve anlayış. Bir birey olarak düşüncelerinin değer gördüğünü hissedebilmek ve kendi benliğiyle kabul görme isteği. Biz de onlarla sevgimizi ve ablaları olarak kazanımlarımızı paylaştık.

Mina’yla tanışmadan önce yaşadıkları itibariyle içine kapanmış bir çocuk bekliyordum. Tanıştığımdaysa karşımda yaşına göre olgun, girdiği her ortamda kendini var edebilen, meraklı bir çocuk gördüm. Bunların yanında Mina diğer çocuklardan farklı, iletişim kurması bazı noktalarda zor bir çocuktu. Örneğin, bir okuma kitabını okuması için ona verdiğimde çok hevesli bir şekilde okuyacağını düşünüp bir sonraki buluşmamızda okumadığını görüyordum. Benim öğretmenim, Minaların aile yakını olan Seda Hocamla bu konuyu konuştuğumda küçüklüğünden beri Mina’ya isteyerek bir kitabı okutamadığını anlattı. Her çocuğun ilgisi, istekleri farklı yönde oluyor. Israrla istemediği bir şeyi dayatmanın doğru olmadığını deneyimledim. Aynı sorunu Mina’yı bir kursa yazdırırken de yaşamıştım. Kendini keşfedebilmesi, ilgili olduğu kursu bulabilmesi için yönlendirmeye çalışsam da çabalarım sonuçsuz kaldı. Kendisini hazır hissettiğinde istediği şeyi benimle paylaşmasını bekledim. Böylesinin ilişkimiz için de onun için de daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. İlişkimiz güçlendikçe fark ettiğim bir diğer şey ise sadece ilgilendiğimiz çocukla iletişim kurmadığımız. İster istemez onun tüm ailesiyle bir bağ kuruyoruz. İlgilendiğim çocuk Mina olsa da en az Mina kadar kardeşi Kuzey’le de iletişim kurdum. Aynı evin içinde ayrım yapmak mümkün olmuyor. Her etkinliği birlikte yapmaya, onu da dahil etmeye çalıştım. Şu an ulaştığımız noktada benim için Mina kadar Kuzey de önemli. İkisiyle kurduğum bağ da çok kıymetli. Bunun yanında ebeveynle iletişimin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Karşınızda bilgiye ve farklı düşüncelere açık bir insan gördüğünüzde çocuklara faydalı olabilmeniz kolaylaşıyor. Bu konuda Hüseyin amcayla hiçbir sıkıntı yaşamadık. Aksine bana her zaman çok güvendi ve çocuklarla iletişim kurmama yardımcı oldu. Onun desteği benim yola devam edebilmemde en büyük etkenlerden biriydi. Yanlarında kendimi bir yabancıdan çok evin kızıymış gibi hissettim. “Acaba faydalı olabiliyor muyum?”u sorguladığım bir zamanda yine Seda Hoca’yla iletişime geçtim. Yaptığım her şeyin Mina için ufak da olsa bir yararı olacağını ve Mina’nın yaşananların hiçbirini unutmayacağını hatırlattı bana. Sonraki buluşmamızda Seda Hoca’nın ne kadar haklı olduğunu fark ettim. Mina’yla sohbet ederken birlikte yaptıklarımızı, konuştuklarımızı hatta benim hatırlayamadığım ayrıntıları bile hatırladığını gördüm. Bizim her gün yaptığımız gündelik şeyleri birlikte yapmanın onlar için ne kadar kıymetli olduğunu anladım. Yaşantılarını köklü bir şekilde değiştirebilmek ya da iyileştirebilmek bizim tarafımızdan mümkün değil. Birlikte birkaç saat geçirip yanlarından ayrıldığımızda onlar aynı ortamda yaşantılarına devam ediyorlar. Bu noktada ebeveynlere de dokunabilmek, onlarla sağlıklı şekilde konuşabilmek bir şeyleri değiştirebilme konusunda çok önemli. Bugünlerini güzelleştirebiliyorsam, bir şeyi yaparken akıllarına ben geliyorsam bir şeyleri değiştirebilmişim sayıyorum. Mina’yla kek ve poğaça yaptığımız günün kıymetini şöyle anlatmak istiyorum. Hüseyin amca ve Mina ne zaman kek/poğaça yapsalar beni arıyor ya da yanlarına gittiğimde bahsediyorlar. “Bunu yaparken seni andık kızım.” diye. Bir anın değerinin aylarca, senelerce unutulmadığını görüyorum. Bunun parçası olmak paha biçilemez. Bizim iletişimimiz öğretmen-öğrenci ilişkisi şeklinde başlayıp abla-kardeş ilişkisine evrildi. Daha çok vakit geçirdikçe ve ilişki derinleştikçe paylaşılan şeyler de artıyor. Mina yılın belli bir kısmını dedesi belli bir kısmını halasının yanında geçiriyor. İki aile birbiriyle anlaşamadığı için çocuklar arada kalıyor. Bu yüzden Mina’nın kimin yanındaysa ona ayak uyduracak şekilde davranmaya çalıştığını gözlemledim. Benim yanımda rahat olabilmesi için taraf tutmasına gerek olmadığını, söylemek istediği şeyleri çekinmeden söyleyebileceğini  hissettirmeye çalıştım.

Mina’nın benim fikirlerime önem verdiğini ve beni örnek aldığını hissediyorum. Dışarı çıkacağımız zaman kıyafet seçerken hangisinin daha çok yakıştığını bana sorup fikrimi almıştı, birlikte seçmiştik. Bir keresinde de kimseye göstermediği kendi yazdığı şarkıyı bana okutup beğenip beğenmediğimi sormuştu. Gözlem yeteneği gelişmiş ve bir o kadar da dikkatli olduğu için bendeki en ufak bir değişimi bile hemen fark ediyor. Bu durum davranışlarımızın önemini ve çocuklar üzerindeki etkisini de gösteriyor. Birlikte olduğumuz iki yıllık süreçte benim Mina’nın ailesiyle iletişimim olduğu gibi Mina da benim ailemle tanıştı ve özellikle kardeşimle çok iyi anlaştılar. Bunun güven konusunda artıları olduğu kadar farklı sonuçları da oluyor. Bu sonuçları iyi ya da kötü şeklinde nitelendirmek istemiyorum. Şöyle açıklamak gerekirse, proje adı altında başladığımız bu yol hepimiz için projeden çok daha fazlasıydı. Zaman geçtikçe hepimiz bunu bir parçamız haline getirdik. Ekip arkadaşlarım ve çocuklarımızla kendimizi bir ailenin parçası olarak nitelendirdik. Bu gönül bağı projenin bitiminde iki taraf için de yaralayıcı olabilir. Kendi adıma konuşmak gerekirse Mina’yı hayatımdan projenin sonlanmasıyla çıkarmam mümkün değil. Aynı şekilde Hüseyin amca da proje olsun olmasın her zaman gidebileceğimi, onun için evin kızından farksız olduğumu dile getirdi. Böyle olunca birbirimizin hayatından projenin sonlanmasıyla çıkmamız pek mümkün olmuyor. Aradaki samimiyeti ve mesafeyi korumak için nasıl davranılması gerektiği üzerinde durulabilir.

Mina’nın çevresinde örnek alabileceği bir kadın figürü olmadığı için bu noktada yardımcı olmaya, yol göstermeye çalıştım. Tanıştığımız ilk haftalarda birkaç kez Mina’nın banyo yapmasına yardım etmiştim. Şu ansa Mina kendi başına banyo yapabiliyor. Bir kız çocuğu olarak dedesine sormaktan çekindiği soruları yanıtlamaya ve onu biliçlendirmeye her zaman özen gösterdim.

Süreç boyunca kendimizi geliştirmeyi ve öğrendiklerimiz doğrultusunda çocuklarımızla daha iyi iletişim kurmayı hedefledik. Kurduğumuz ilişkilerin çok güçlü ve faydalı olduğuna inanıyorum. Aldığım dönütler de bana bunu hatırlatıyor. Büyük heyecanlar ve çocuklara zarar verebilme korkusuyla başladığımız bu yolu bazen tökezleyerek, çoğunlukla başardıklarımızın güzelliğini gözlerimiz dolu dolu izleyerek tamamlıyoruz. Çocuklarımızla birlikte büyüyeceğiz, birlikte öğreneceğiz diyorduk. Gerçekten de öyle oldu. Yolun güzelliğini yolda öğrendik. Aldığımız eğitimler kadar kurduğumuz ilişkilerin de bize çok şey kattığını görüyorum. İşin pratik kısmına geldiğimizde hepimizin karşına farklı birer hikaye çıktı. Artık 11 tane hikayemiz var. Umarım başka hikayelerin de parçası olabiliriz…