Misyonumuz

MİNA’NIN ÇOCUKLARI PROJESİNİN MİSYONU

 

Sevginin ve emeğin gücünden ilham alarak, zorlu koşullara sahip çocukların değişim ve dönüşüm sürecine destek olmayı hedeflediğimiz Mina’nın Çocukları Projesi’nde üçüncü yılımıza giriyoruz.

Mina Başaran ve arkadaşlarının anısına yaşatmak amacıyla çıktığımız bu yolda Mina Başaran Bursu’nda yer alan genç kızlara yetkinlik kazandırarak, merak ve hayatsal görüşlerin tohumlarının atıldığı, 10-14 yaş aralığındaki ihtiyaç sahibi çocukların geleceğin güçlü, örnek bireyleri olabilmesi için ışık tutmayı amaçlıyoruz.

Mina’nın Çocukları, ortak aklın süzgecinden geçmiş, umutla beslenmis; geçmişi, şu anı, ve geleceği yani yaşanabilecek tüm anları kucağında toplamış, sevginin her haliyle beslenmiş bir üretimin sonucudur. Bu üretimin inşası ise daha umutlu ve mutlu bir dünyanın var olabileceği gerçeğini karşılar. Önceki nesillerin hırsları, gelenekleri, idealleri, dünyaya yıkım, sefalet ve savaş getirdi. Fakat gelecek nesiller doğru eğitimle bu kaosa bir son verebilirler. Yöntem ve yaklaşımdaki farklılık alışkın olduğumuz sonların ötesinde bir yenilik getirir. Yeniliklere karşı olan yaklaşım otoriter hükümetlerin ve organize dinlerin işine yarar. Tepki muhalefeti doğurur, reformlar ise başka reformları.

Tüm bu yaşamsal deneyimlerin ışığında eğitimin amacının yaşamın anlamını idrak etmek, kendini bilmek ve tanımak olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Çünkü kişinin kendi düşünce ve duygularının farkındalığından kaynaklanan ve kendini bilme ile gelen zeki bir isyanı vardır. Bu isyanın getireceği yegane soru ise ‘’yaşamın anlamının ne olduğu’’ olacaktır. Çünkü bizler giderek tıpkı aynı kalıptan çıkmış gibi başlıca amacı güvence edinmek ya da olabildiğince az düşünerek iyi vakit geçirmek olan bir insan türüne dönüşüyoruz. Klasik eğitim bağımsız düşünceyi aşırı derecede zorlaştırıyor. Gruptan farklı olmak veya bunu düşünmek bile kolay değildir. Doğallığı sona erdirir, korkuyu besler ve sonunda korku yaşamın zekice anlaşılmasını engeller. Yaş ilerledikçe zihin üretimden vazgeçer ve donuk bir hal almaya başlar.

Tam da bu noktada Mina’nın Çocukları sadece daha iyi bir iş sahibi olmak ya da rütbe kazanmak için eğitilmediğinin uyanıklığında olup hayatı yüzeysel yaşamanın ötesinde hayatın anlamını kavramak üzere yola çıkmış olacaklar. Yaşamın daha üst seviyede yaşanabilir olduğu ancak bunun keşfedilmesine olanak veren bir eğitimle mümkün olur. Oldukça teknik bir yöntemle iyi eğitimler almış olabiliriz. Ancak düşünce ve duygularımızla bütünleşmemiş olan bir hayat, biriktirdiğimiz veya bastırdığımız birçok korku sebebiyle eksik, çelişkili ve parçalanmış olur. Bu noktada gerçek eğitim bireyin olgun ve özgür olmasına, sevgi ve iyilik içinde serpilmesine yardım edendir. Çünkü sevginin olduğu yerde ötekiyle duygu ortaklığı vardır. Fakat mevcut medeniyetimizde yaşam birden fazla bölüme ayrılmış durumdadır. Belirli bir teknik ya da meslek öğrenimi hariç eğitim çok az anlam taşıyor. Bireyin bütünleşmiş zekasını uyandırmak yerine onu belirli bir kalıba sokup şekillendirmek istiyor. Bu durum birçok var oluşsal sorunu beraberinde getiriyor. Bireyin kendini var edememesi toplum nezdinde ciddi yaralar açıyor. Bizim de amacımız tam da bu noktaların kesişiminde filizleniyor. Çünkü yoksul bölgelerde ve zor şartlarda salt teknik eğitimin kıskacından geçen çocuklar kendi zihinlerinin sınırlarını aşmak için ne yeterli bilgiye erişebiliyorlar ne de çevrelerinde zihnin sınırlarının sonsuz olduğunu onlara gösterebilecek bir rol modele sahipler.

 

 

Şu anda eğitim olarak adlandırdığımız şey kitaplardan bilgi edinmenin ötesine geçemiyor. Bu tip bir eğitimin yaratacağı sonuç ise kendimizden ve benliğimizden kaçıştır. Bu kaçış diğer tüm kaçışlar gibi kaçınılmaz bir ıstırap yaratır. Cahil insan öğrenim görmemiş olan değil kendini bilmeyendir. Kişinin kendini bilme olanağı olmadığı zaman, kendini ifade etme saldırgan ve hırslı çekişmelerin yer aldığı kişisel bir savunmaya dönüşür. Toplumdaki karşılığı ise kadına ve çocuğa şiddet olarak ifade bulur. Dönüşeceğini umduğumuz tablo ise tarafsız sorgulama ve kişisel farkındalıkla örülü yeni bir uyanışın tohumunu atmak ve onun büyük bir orman olacağı güne dair inançlarımızı tazelemektir. Fakat gerçekleştirmek istediğimiz bireyleri kendimize ait bir gelecek kavramına göre şekillendirmek değildir. Yaygın olarak yapılan bir hata gereği bireylerin ‘’ne olması gerektiği’’ bizim için ‘’ ne olduğundan’’ daha önemli bir hale gelir. Ancak bu projenin amacı Mina’nın Çocukları’na ‘’olması gerektiğini’’ düşündüğümüz ekrandan bakmak yerine onları anlamaya çalışarak ‘’kendi olma hallerinin’’ akışına yol olabilmektir.

Tüm bu tespitlerin ışığında amacımız, yaşamla bir bütün olarak başa çıkma kapasitesine sahip, uyanık, farkında, kendini bilen bireylerin dayatmaların ve olması gerekenlerin ötesinde çocukların kendi kimliklerini keşfetme sürecinde onlara dayanak olabilmektir.